Heşt Behişt Kimin Eseri Divan?
İzmir’de arkadaşlarımla oturmuş, bir kafede kahve içerken, birden “Heşt Behişt kimin eseri Divan?” sorusu geldi. Bunu soran kişi, bana her zaman öğüt veren, her konuda fikri olan, ama genelde bu tür soruları şaka yapmak için soran bir arkadaşım. O an düşündüm: “Ne kadar da ciddiye alıyorum bazen ya! Ama, hadi bakalım, şimdi bunu çözeyim, hem de en eğlenceli şekilde!”
Bundan sonra aklıma gelen ilk şey, eski okul zamanlarındaki edebiyat dersleriydi. Herkes derste not tutuyor, ama ben her zaman sıradaki arkadaşıma bakıp, “Ya bu kadar edebiyat okuduk, hiç mi eğlenemiyoruz?” diyordum. İşte “Heşt Behişt” sorusu da tam olarak böyle bir şeydi. Yani, bir yandan ciddi bir eser hakkında konuşuyorsun, bir yandan da olayın içinde ne kadar eğlenceli bir hale getirebilirsin diye düşünüyorsun. Bunu yaparken de, tabii ki bazen “göz var nizam var” diyip, eski kitaplara dalmak gerekiyor.
Heşt Behişt: Ciddi bir Edebiyat Çıkmazı
Şimdi soruya gelelim: Heşt Behişt kimin eseri Divan? Esere girmeden önce, bir an durup “Heşt Behişt” ifadesinin ne anlama geldiğine bakmamız lazım. Yani, “Behişt” bir yer, bir “cennet” ama birden fazla var. Bu yüzden tam anlamıyla “Heşt Behişt” demek, “Sekiz Cennet” demek oluyor. Evet, sekiz cennet! Hadi, hayal gücümüzü çalıştıralım: Bir yerde, sekiz cennetin olduğu, her biri farklı bir tatta olan sekiz çeşit kahve sunuluyor. Biri kremalı, biri bitter, biri hafif acı, biri tam şekerli, biri sütün içinde yüzüyor, diğeri ise buzlu. “Heşt Behişt” de böyle bir şey aslında. Birçok güzellik, bir arada.
Eserin yazarı ise, 16. yüzyılın ünlü şairlerinden ve divan edebiyatının önemli isimlerinden biri olan Nedim. Nedim, bir zamanlar “Osmanlı’daki ‘Cennet’ manzaralı kahve molası” gibi bir şey yazmış ve eserini böyle bir minvalde bitirmiş. Tamam, belki biraz esprili oldu ama Nedim’in şiirlerinin içinde bu kadar estetik ve entelektüel bir hava var ki, onun yaşadığı dönemdeki okurlar bile bu eserin anlamını tam kavrayamamış olabilir. Ama biz, günümüzün sosyal medya çağı çocukları, ne de olsa hemen kavrarız. Giriş yaptık, değil mi?
Heşt Behişt’in Divan’ındaki “Sekiz Cennet” mi, Sekiz Şüpheli mi?
Evet, evet… Heşt Behişt’in Divan’ı, günümüzün sekiz cenneti gibi. Ama düşündükçe aklıma geliyor: “Ya, sekiz cennet ne kadar çekici, ama her birinin içinde ne var?” Gerçekten bu sekiz cennetteki her bir şeyin anlamı ne? İçinde bazı gizli anlamlar olabilir mi? Hani bir yanda sekiz cennet var, ama diğer yanda da sekiz şüpheli olabilir mi? Bir an önce bu şüpheli cennetlere girmemiz lazım gibi bir düşünce geliyor. Çünkü her cennetin içinde başka başka derinlikler, kültürel ve toplumsal anlamlar var.
Daha önce “Heşt Behişt” hakkında öğrendiklerimi hatırlıyorum. Bir cennet anlayışında, her şey estetik ve ilahi olmalı. Ama biz hep bunu bir “sekiz kutu” şeklinde mi düşünmeliyiz? O kadar basit değil. Yani, cennetler var ama nedir bu cennet? Çalışan bir genç olarak, sabahları işe gitmek için uyanırken cennet arayışı ne kadar anlamlı olabilir ki? Ya da o cennetlerin içinde gerçekten insanın ruhunu doyuran bir şey var mı? Belki de “Heşt Behişt” içindeki “seçenekler” bizi aslında sadece çok düşündürmek için var.
Bir arkadaşım, “Cennetlere hep uzak kalacağız ama en azından her sabah kahve içerken bu şüpheli düşüncelerle cenneti kafamızda yaratabiliriz” dedi. Yani cennet, sekiz değil, bir tane olur belki, ama herkesin içinde!
Heşt Behişt ve Bugünün Hayatı: Divan’dan Kahveye
Açıkçası, “Heşt Behişt” ile bugünün hayatı arasında fazlasıyla benzerlik var. Bugün sosyal medyada dolaşan “divan edebiyatı” videolarına bakınca, bir zamanlar saraylarda yaşanan o ince zarafetle ilgili çok da bir şey kaldığını söylemek zor. Mesela, sürekli TikTok’ta dans eden, “Bize Divan kültürü gelmiş, hayatta bu kadar eğlenmiş biri ne zaman divan şairi olacak?” diyen gençleri gördüğümüzde, işte orada tam olarak dönüp “Heşt Behişt kimin eseri Divan?” diye sormak gerekiyor.
Günümüzde, bir yanda sekiz cennetin bulunduğu, estetik bir dünyanın resmini çizen “Heşt Behişt”i tam olarak anlamaya çalışırken, diğer yanda da cennetini arayan insanlar, çok basit bir sosyal medya mesajı yazma çabasında. Bu çelişkiyi bir düşünün. O zaman, bir kahve içip o eski kitaplara göz atarken, belki de cennet arayışımızı bir daha gözden geçirmemiz gerekecek.
“Ya, bu kadar kafa yorulmaz ki!” dediğimi hatırlıyorum, ama yine de bir şekilde o kitabı alıp okumaya başladım. Hani bazen insan bir şeye “bunu yapamam” diyor, ama iç sesinden bir “Şu kitabı oku, belki hayatına yeni bir açılım olur” sesi duyuyor.
Heşt Behişt ve İç Sesimle Sohbet: “Çok Okudum, Çalışamadım”
Bir an için gözlerimi kapatıp, iç sesimi dinliyorum.
İç sesim: “Heşt Behişt kimin eseri Divan?”
Ben: “Nedim’in eseriydi, değil mi?”
İç sesim: “Peki sen şimdi buna bakıp ‘Heşt Behişt’in içinde ne var acaba?’ diye düşünmeye başladın. Ne zaman yetişeceksin o kadar işinle?”
Ben: “Ya bir dakika! Bu kadar derinlik var, insan niye buna ilgi duymasın ki?”
İşte böyle… Bir soru soruluyor, düşünceler sarmaya başlıyor ve ben kendimi bir anda antik edebiyat kitaplarında buluyorum. Ama bir de sosyal medya var. Sosyal medyada herkes bir şekilde ‘bunu yaparım’ diyor ama kimse ‘nereye giderim?’ demiyor. Biraz sarkastik, biraz komik bir yerden bakınca, gündelik hayatın içinde bu kadar büyük soruların anlamını sorgulamak gerek.
Sonuç: Heşt Behişt, Divan, ve Biz
“Heşt Behişt” sadece bir eser değil, aslında bir çağrıdır. Eserin derinliğine dalmak, sadece edebi bir okuma yapmak değildir; aynı zamanda içsel bir keşfe de çıkmaktır. Şiirlerin ardında insanlık halleri, geçmişin izleri, eski bir zamanın yankıları vardır. Bunu ancak biraz kafa karıştırarak, mizahi bir şekilde de olsa çözebiliriz.
Sonuçta, “Heşt Behişt kimin eseri Divan?” sorusuyla yüzleşmek, hem şairlerin hem de modern insanın arasında köprü kurma çabasıdır. Hem eski hem yeni zamanları birleştirmek, bir şekilde de olsa, işin eğlenceli tarafını görmek, belki de insanın en büyük hediye ettiği şeydir.