Gece 75 Saatten Fazla Çalışma: Bir Genç Yetişkinin Hikâyesi
Çalışmanın ve Hayal Kırıklığının Ortasında Kaybolan Umutlar
Giriş: Geceye Daldığımda
Kayseri’nin soğuk bir gecesinde, saatler 23:59’u gösteriyordu. Evimin penceresinden dışarı baktığımda, şehir ışıklarının şehvetli bir şekilde parladığını ama hava karardıkça her şeyin sessizleştiğini fark ettim. Bir şekilde, bu gece de çok farklı olmayacaktı. Geceyi karanlıkta geçirmek, birçok kez alıştığım bir durumdu. Bu seferki ise biraz farklıydı. Çünkü sabaha kadar yapmam gereken işler vardı, işlerim vardı, ama en çok da bir kaçışım vardı. Geceyi işlerle geçirebilirdim, ancak bunun anlamı, kendi içimde kaybolmaktı.
Bir süre sonra, bilgisayarımın ekranındaki yazılar bulanıklaşmaya başladı. Gözlerimdeki yorgunluk belirginleşti. İstediğim gibi yazamayacak, düşüncelerimi net bir şekilde ifade edemeyecektim. Ama bir şeyler vardı… bir şeyler daha önemliydi. Bu geceyi de yine içimdeki boşluğu doldurmak için kullanacaktım.
75 Saatin Ardında Kalan Umutlar
Bir ay önce, işime dair ilk hayal kırıklığımı yaşamıştım. 75 saatlik bir çalışma süresi, hem fiziksel hem de duygusal olarak beni tükenmeye zorladı. İlk başta sadece bir hafta sonu fazladan çalışacağım diye düşünmüştüm, ama işler öyle bir hal aldı ki, günler birbirine girmeye başladı. Çalışma saatim arttıkça, yaptığım işlerin değeri küçüldü, ama bir yandan da başarısız olmak korkusu beni hep tetikte tutuyordu. O korkuyla her saniye, her dakika geçiyor, her dakikada, her saatte bir adım daha içimdeki boşluğu doldurmaya çalışıyordum.
“Bu kadar süre çalışmak neden bu kadar zor?” diye düşündüğümde, gözlerimdeki yorgunluğu, vücudumun her parçasındaki ağrıyı hissettim. İnsanlar hep söylerdi: “Eğer gerçekten istersen, her şeyi başarabilirsin.” Ama sanırım bu, sadece büyük bir yalanın parçasıydı. Çünkü ben şimdi bu kadar çaba harcarken, bir yanım her geçen gün daha çok tükeniyordu.
Bir Fesih Kararının Ardındaki Gerçekler
Bir sabah, günler süren yoğun çalışmalardan sonra, patronum aradı. “Bu kadar fazla çalışmaya devam edemezsin. Bu, hem senin sağlığını hem de iş verimliliğini olumsuz etkiler. Bu bir haklı fesih durumudur,” dedi. Sesinde bir parça kaygı vardı, ama onun kaygısı beni daha çok kaygılandırıyordu. Beni anlayıp anlamadığını düşündüm. Birkaç gündür saatlerce başında oturduğum bilgisayarımın ekranı, kafamda bir kambur gibi ağırlık yapıyordu.
İçimden geçen duyguları kelimelere dökebilmek zordu. O an ne yapacağımı, nasıl hissedeceğimi bilemedim. Hayal kırıklığı… Ama daha çok da korku vardı. Korkuyordum. Korkuyordum çünkü yıllardır, her geceyi bir şekilde bu iş için harcadım ve bu kadar uğraştıktan sonra, tüm emeğimin bir anda yok olup gitmesini istemiyordum. “Belki ben yanlış bir yoldaydım,” diye düşündüm.
Ve birden, neyi savunduğumu, neyi kaybetmekte olduğumu anlamaya başladım. Saatlerce çalışarak geçmişti zamanım. Hayatımda bir boşluk vardı ve o boşlukla her gün, her gece, her sabah mücadele ediyordum. Ama o gün, sabah telefon görüşmesinde o sözler geldiğinde, kalbimde bir şeylerin kopmaya başladığını hissettim.
Kaybolan Zamanın Geri Dönüşü Yok
Geceleri geçirdiğim saatlerin sonunda, zamanın geri dönmeyecek bir hazine olduğunu fark ettim. O kadar uzun çalışmıştım ki, bazı şeyleri gözden kaçırmıştım. Sosyal ilişkilerim zayıflamış, arkadaşlarımla vakit geçirmek, evime bakmak, ailemle ilgilenmek… Hepsi gidiyordu. Zaman, benden çok uzakta, bir uçurumun kenarında duruyordu. O uçurumu her gün daha da derinleştiriyordum.
Bir zamanlar, “Bir şeylere sahip olabilmek için çok çalışmak gerekir” diye düşünüyordum. Ama artık o görüşüm değişmişti. İnsanları kaybetmek, kendini kaybetmek, işlerimle boğulmak… Bir noktada, her şeyin anlamını yitirdiğini fark ediyorsunuz. Geceyi çalışma için harcadığınızda, gerçekten yaşamış mı oluyorsunuz? Yoksa sadece geçip giden saatlerin içinde kayboluyor musunuz?
Son Söz: Yeni Bir Başlangıç
İçimdeki karmaşadan bir an olsun sıyrılabildim. 75 saatten fazla süren bu maraton, bana bazı gerçekleri gösterdi. Çalışmak, evet, önemli. Ama her şey değil. Geriye dönüp bakınca, o saatlerde kaybolmuş zamanımın, belki de bana en büyük zararı verdiğini düşünüyorum. Çünkü hayatta en değerli şey, sadece iş değil, insanın kendisidir. Kendine değer vermek, ruhunu dinlendirebilmek, sevdiklerine zaman ayırmak… Bunlar, her şeyden çok daha önemli.
Çalışma saatlerimle ilgili alınan fesih kararı, belki de hayatımda aldığım en doğru kararlardan biriydi. Çünkü o karar, bana gerçekten kim olduğumu hatırlattı. Kimse, sağlığını, huzurunu kaybetmek zorunda kalmamalı. Bu yaşadığım süreç, bana, ne kadar çok çalışırsam çalışayım, insanlığımı unutmamam gerektiğini öğretti. Artık hayatı, her saniyesini değerli kılarak yaşamak istiyorum.
Geceye tekrar baktığımda, Kayseri’nin ışıkları hala parlıyordu. Ama o ışıklarda artık bir başka anlam görüyordum.